reklam
reklam
DOLAR30,9139% 0
EURO33,4685% -0.03
STERLIN39,0460% -0.03
FRANG35,0657% -0.05
ALTIN2.011,38% -0,03
BITCOIN1.633.5191.075
reklam
Prof. Dr. Garip TurunçTÜM YAZILARI

CAN ATALAY SORUNU

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi : Google News
CAN ATALAY SORUNU
reklam

CAN ATALAY SORUNU

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zafer gecesinde şu komutu verdi:

“Büyük Türkiye zaferi ile… Başlasın Türkiye Yüzyılı.”

Erdoğan kazanınca esas Türkiye kazandı, 85 milyon hep birlikte kazandı, deniyor.

Kim istemez! Çalsın davullar, başlasın artık Türkiye Yüzyılı… Verildi yetki, haydi görelim yine etkiyi!

Nitekim, görüyoruz da:

Türkiye Yüzyılı’nın adeta ilk “açılış göstergesi” olarak Can Atalay hadisesini, daha doğrusu “Can Atalay hukuk ayıbını” yaşıyor bu ülke.

Hakkında, kesinleşmiş hiçbir mahkeme hükmü olmadan, zaten gereksiz-hukuksuz yere tutuklu bulunan Avukat Can Atalay’ın; “Milletvekili adaylık başvurusunun YSK tarafından kabul edilmesine, Hatay halkı tarafından milletvekili seçilmesine, aynı YSK tarafından mazbatasının düzenlenip teslim edilmesine, dahası TBMM Başkanlığı seçimi için resmen aday olmasına ve ismi oylanmış olmasına” rağmen Silivri zindanında esir-rehine tutulması ayıbı.

Çiçeği burnunda Adalet Bakanı’nın, bence bir hukuk skandalına imza atarak, bu konuda bir “yorum yapması”, Yargıtay’ın günlerdir süren “ibretlik sessizliği”, TBMM Başkanlığı’nın ve maalesef muhalefette olsun iktidarda olsun 599 milletvekilinin çoğunluğunun bu konudaki “düşündürücü – endişe verici sessizliği” meselenin ne kadar utanç verici boyutta yaşandığının birer kanıtıdır.

***

Anayasa’nın 76. maddesi gereğince milletvekili seçilme yeterliliğine sahip biri seçimlere girip milletvekili seçilmişse, Anayasa’nın 19., 67., ve 83. maddeleri gereği tutukluğunun derhal sona ermesi, yargılanmanın TBMM üyeliğinin sonuna kadar ertelenmesi gerekiyor.

Sözü edilen Anayasa’nın 83. maddesininı ilgili bölümü aynen şöyle:

“Seçimden önce veya sonra bir suç işledği ileri sürülen bir milletvekili, Meclis’in kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14’üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.  Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bildirmek zorundadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçimden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesiyle bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.”

 Anayasa’da -veya ilgili kanunlarda- Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında olup bu itibarla -seçimden önce soruşturmasına başlanmış olması kaydıyla- yasama dokunulmazlığının istisnasını oluşturan yani dokunulmazlık kapsamına girmeyen suçların neler olduğuna yönelik Anayasal ve kanuni bir düzenlemeye yer verilmemiş; yalnızca maddenin son fıkrasında, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılamayacağı yani bu maddenin ilk iki fıkrasında yer alan hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyidelerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

Anayasa seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını güvenceye almıştır. Anayasanın “Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları” başlıklı 67/1. maddesine göre; “Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir.”

Kısaca Anayasa’nın 83. Maddesine göre TBMM’nin rızası olmadıkça seçilmiş bir milletvekili görevi süresince hiçbir şekilde tutulamaz, tutuklanamaz, sorgulanamaz ve yargılanamaz. Bu nedenle Anayasa milletvekillerinin hiçbir baskı ve tehdit altında kalmadan yasama faaliyetlerini serbestçe yürütebilmelerini temin etmek için yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı kurumlarına yer vermiştir. Bu bağlamda milletvekillerine yasama faaliyetleri sırasındaki oy ve sözleri nedeniyle mutlak bir sorumsuzluk tanınmıştır.

***

Yeni Adalet Bakanımız Yılmaz Tunç, önceki gün Hatay Milletvekili Can Atalay ile ilgili şu yorumu yaptı:

“Gezi davasıyla ilgili hususu sordunuz. Yargıtay’da şu anda hükümlü olarak dosyası devam ediyor, hüküm verilmiş. Yargıtay’dan gelecek cevaba göre Meclis Başkanlığı hareket edecektir. Biliyorsunuz Gezi davası anayasal düzenle alakalı bir konu. Anayasa’nın 14. maddesindeki dokunulmazlık kapsamı dışında olan dosyalardan. Tabii ki bunun takdiri Meclis Başkanımızla Yargıtay arasındaki yazışma sonrası ortaya çıkacaktır.”

 Adalet Bakanı hükümlü ile tutuklu arasındaki farkı bilmiyor olabilir. Şaşırtıcı değil, olağan!

İddianame ile hakkında suç iddiası bulunanlara “şüpheli” denir, mahkemede “sanık” olurlar. Yargılama sonunda hakkında verilmiş mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş kişiye “hükümlü” denir. Hükümlünün davası Yargıtay’da görülmeye devam etmez. Hüküm özlü diye bir kavram kanunlarda yoktur. Adalete bakan adamlar olan kanunu, olmayan kanunu bilmeyebilirler ama konuşabilirler.

Gezi Davasının Yargıtay incelemesi sürmektedir.  Herhangi bir dava hakkında Yargıtay ile Meclis Başkanlığı aralarında davanın niteliği, içeriği, sonucu, aşaması, ne karar verildiği veya verileceği hakkında yazışma yapmaz, davalarla ilgili herhangi bir görüşme olmaz. Davalar hakkında Yargıtay ve Meclis Başkanlığı birbirlerine gönderecekleri yazılara göre “takdir” hakkı kullanan kurumlar değildir. Diyeceğiniz yoksa, bilginiz kıtsa; seçilmiş milletvekilinin ceza davasının Anayasanın 14. Maddesine girip girmediği hakkındaki takdirin Meclis Başkanlığı ile Yargıtay arasındaki yazışma sonrası ortaya çıkacak hususlar olduğunu zannedersiniz! Olur böyle şeyler deyip geçiniz, cevap vermeye bile değmez.

Bir dava hakkında Meclis Başkanlığının “takdir” hakkı nasıl yoksa; bir davanın Anayasanın 14. Maddesi kapsamına girip girmediği hakkında takdir hakkı ve yetkisi de yoktur, olamaz. Davanın Anayasanın hangi maddesine girdiği Yargıtay ile “yazışma sonrası” ortaya çıkacak bir şey, bir husus hiç değildir.

Memleketin adaletine bakanların bunları bilmemesi eleştirilmeye bile değmez ama ayıptır.

Yine yeni TBMM Başkanımız Numan Kurtulmuş’un konuyla ilgili yorumu ise şöyle:

“Ümit ediyorum ki en kısa süre içerisinde mahkeme kararını verir. Öncelikle şahsın tutukluluk halinin bitmesi, kararın bir an evvel verilmesi lazım. Bizim baştan beri söylediğimiz şey yargının adil olmasının temel prensiplerinden biri mümkün olduğu kadar kısa süre içinde kararını vermesidir. Biz kararın bir an evvel kesinleşmesini temenni edersiz.”

 Halbuki geçmişte Enis Berberoğlu, Mustafa Balbay, Sebahat Tuncel, Leyla Güven ve yakın dönemde Ahmet Şık davalarında benzer durum yaşandı ve Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına giren yargılamalarda tutuklu olan isimler dahi serbest kaldılar.

***

Sonuçta, 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve 28 Dönem Milletvekili Genel Seçimi sonunda Can Atalay, Hatay Milletvekili olarak seçildiğinden; Anayasanın 83. Maddesine göre hakkında devam eden ceza yargılaması bakımından “durma” kararı verilmelidir.

İkincisi ise tutuklama kararının kaldırılması, TİP Hatay milletvekilinin salıverilmesidir.

Karar verilmemesi halinin sürekliliği veya yapıldığı gibi karar verilmemesi, yargının varmış gibi yokluğu; etkin ve sonuç alıcı yargıya erişimin engellenmesidir.

Bu durum hukuk devleti ve herkes için çok ayıptır!

Sözün özü; yargı tarafından yaratılan hakkın ihlali süreklilik kazanmıştır. Bu sorun seçilmiş milletvekilinin sorunu değildir. Asıl Meclisin, siyasi partilerin, seçilmiş Meclis üyelerinin, bugün hiç ses çıkarmayanların ve yurttaşların; demokrasi, seçme, seçilme hakkı ve siyasal sorunudur.

http://tanvakti.com

reklam