
Kanada Filistin'i tanıma açıklaması yaptı...
Bazı ülkeler neden Filistin'i devlet olarak tanımıyor?
Kanada Başbakanı Mark Carney, Eylül'de Filistin'i devlet olarak tanıyabileceklerini açıkladı. Böylece Kanada Fransa ve İngiltere'den sonra son bir haftada bu yönde açıklama yapan üçüncü G7 ülkesi oldu.
Kanada Başbakanı Carney, bunun bazı koşullara bağlı olduğunu ve bu koşullar arasında Filistin Ulusal Yönetimi'nin ciddi bir reformdan geçmesi, 2026'da Hamas'ın katılamayacağı bir genel seçim düzenlemesi ve bölgenin silahsızlandırılmasının bulunduğunu söyledi.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, koşullara bağlı olarak Eylül ayında Filistin'i' tanıyacaklarını bildirdi ancak İngiltere'nin koşulları Filistin Ulusal Yönetimi'ne değil, İsrail hükümetine bağlıydı.
Fransa'da Eylül'de Filistin'i devlet olarak tanıyacağını duyurdu.
Bir yıl önce de İspanya, Norveç, İrlanda, Slovenya ve Ermenistan Filistin'i tanıyan ülkeler listesine girdi.
Birleşmiş Milletler'e üye 193 ülke arasında Filistin'i devlet olarak tanıyanların sayısı Fransa'nın da katılımıyla 149 olacak. İngiltere ve Kanada da katılırsa bu sayı 151'e çıkacak.
Bu kararlar Filistinli liderler tarafından memnuniyetle karşılandı.
Filistin'i bir devlet olarak tanımaya karar veren ülkeler, bu adımın İsrail ile Filistinliler arasında barış görüşmelerinin gelişmesine yardımcı olacağı görüşünde.
İsrail, Filistin'in devlet olarak tanınmasına kesin olarak karşı durmakta ve böyle bir devletin "İsrail'in varlığına tehdit olacağını" savunuyor.
Filistin’i devlet olarak tanımak sembolik bir jest olarak görülse de sınırların nasıl ve başkentin nerede olacağı gibi bazı somut açıları da var.

Mevcut durumda Birleşmiş Milletler'e (BM) üye 193 ülkeden 148'i Filistin'i devlet olarak tanıyor. BM'deki 22 üyeli Arap Grubu, 57 ülkeli İslam İşbirliği Teşkilatı ve 120 üyeli Bağlantısızlar Hareketi de bunların arasında bulunuyor.
Türkiye, 15 Kasım 1988’de sürgünde ilan edilen Filistin Devleti’ni ilk gün tanıyan ülkeler arasında. 40'ın üzerinde ülke ise Filistin'i devlet olarak tanımıyor. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Kanada, Avustralya, Hollanda, İtalya, Portekiz, Finlandiya, Danimarka, İsviçre, Belçika, Yunanistan, Japonya, Güney Kore, Myanmar, Eritre, Tayvan, Yeni Zelanda, Panama, Kamerun gibi ülkeler Filistin'i devlet olarak tanımıyor.
Avustralya Mayıs 2024'te "iki devletli çözüme ön ayak olmak üzere" Filistin'i devlet olarak tanıyabileceği açıklamasını yapmıştı. İspanya, Norveç ve İrlanda aynı dönemde Filistin'i devlet olarak tanıdıklarını bildirdi.
Bu açıklamadan önce, yalnızca dokuz Avrupa ülkesi Filistin'i devlet kabul ediyordu. Bunların da çoğu, 1988'de, Sovyet Bloku'nun bir parçası oldukları dönemde karar almıştı. İspanya, Norveç ve İrlanda'nın hamlesinden haftalar önce, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Filistin'in BM üyeliğinin yeniden değerlendirilmesini öneren ve Filistin'e daha geniş yetki ve ayrıcalıklar tanıyan tasarıyı kabul etmişti.
ABD, Nisan ayında BM’nin Filistin devletini tanıması önerisiyle Güvenlik Konseyi'nde yapılan oylamada veto kullanarak Filistinlilerin kuruluşa tam üyeliğini engellemişti. Ancak Fransa, Japonya ve Güney Kore gibi ABD müttefiklerinin de olduğu 12 ülke tasarıya yeşil ışık yakmıştı. Eğer Cezayir'in sunduğu bu teklif Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilseydi, BM Genel Kurulu bu teklifi oylayabilirdi ve üçte iki çoğunlukla teklif kabul edilebilirdi.
BM Güvenlik Konseyi'ne gelen taslaklar ancak beş daimi üyeden hiçbirisi veto etmediği takdirde onaylanabiliyor. Bu beş ülke, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin. Filistin Yönetimi'nin lideri Mahmud Abbas, ABD'nin vetosunu "etik dışı" olarak niteledi, İsrail ise tasarıyı "utanç verici" olarak tanımladı.
Oylamadan sonra ABD'den yapılan açıklamada, "ABD iki devletli çözümün güçlü destekçisi olmayı sürdürecektir. Bu veto, Filistin'in devlet olarak tanınmasına yönelik karşı bir muhalefeti temsil etmemektedir, ancak bunun taraflar arasındaki doğrudan müzakerelerin sonucunda olabileceğinin kabul edilmesidir" denmişti.

Filistin'i devlet olarak tanımayan ülkeler, bu tutumları genellikle "İsrail'le müzakere sonucu varılmış bir anlaşmanın olmamasıyla" açıklıyor.
Londra Ekonomi Okulu'ndan (LSE) Prof. Fawaz Gerges, "ABD Filistin devletinin kurulmasını sözde destekler gibi yapmasına rağmen, İsrail ile Filistin arasındaki doğrudan müzakerelerde ısrarcı olarak, aslında İsrail'e Filistin'in özerkliğini veto etme hakkı tanıyor" diyor.
1990'larda başlayan barış görüşmelerinde iki devletli çözüm bir hedef olarak belirlendi. Buna göre İsrailliler ve Filistinliler iki ülke olarak yola devam edebilecekti. Ancak 2000'lerde görüşmeler yavaşladı ve 2014'te durma noktasına geldi. Sınırlar, Filistin devletinin yapısı, Kudüs'ün statüsü ve 1948-49 savaşı sonrası Filistinli sığınmacıların akıbeti gibi zorlu konular masada çözümsüz kaldı.
İsrail, Filistin'in BM üyeliği talebinin kesin olarak karşısında duruyor. İsrail'in BM Büyükelçisi Gilad Erdan, bugün bu talebin onaylanmasının "7 Ekim'deki Hamas saldırıları sonrası terörü ödüllendirmek olacağını" söyledi.
İsrail'in müttefiki ülkeler, Filistin'i devlet olarak tanımaları halinde ilişkilerinin zedeleneceğini biliyorlar.
İsrail'in destekçisi konumundaki kimi ülkeler, Filistin'in 1933 Montevideo Sözleşmesi'nde belirlenen devlet olma kriterlerini karşılamadığını ileri sürüyor.

2011 yılında Filistin BM'ye tam üye olmak için başvuru yaptı. Ancak bu başvuru BM Güvenli Konseyi'nde gerekli desteği alamayarak oylamaya sunulmadı.
2012'de ise BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada Filistin Yönetimi’nin üye olmayan gözlemci devlet statüsü başvurusu kabul edildi. Bu statü, Filistin'e Genel Kurul'daki tartışmalara katılma hakkı tanıyor. Ancak Filistin Yönetimi'nin oy hakkı bulunmuyor. 2012'de hem Batı Şeria hem de Gazze Şeridi'nde memnuniyetle karşılanan bu kararla, Filistinlilerin diğer uluslararası örgütlere katılmasının da önü açıldı. Bunlar arasında Uluslararası Ceza Mahkemesi de var.
Washington'daki Orta Doğu Enstitüsü'nden Khaled Elgindy, "BM'ye tam üye olmak Filistinlilerin diplomatik kademesini yükseltebilir ve tasarı sunma, Genel Kurul'da oy hakkı gibi hakların önünü açabilir. Ancak bunların hiçbiri iki devletli çözümü getirmez. Bu yalnızca İsrail işgalinin bitmesiyle gerçekleşebilir" değerlendirmesini yaptı.
SOAS Londra Üniversitesi'nde kalkınma çalışmaları profesörü olarak çalışan Gilbert Achcar, BM'ye tam üyeliğin sembolik bir zafer olarak kalacağını kaydediyor. Achcar, "güçsüz bir Filistin Yönetimi" ve işgal edilen bölgelerin varlığı altında "bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin hala çok uzak olacağını" belirtiyor..

