
No Pasaran
O gün atölyede Che Guevara’nın rölyefini yaparken Tuana geldi.
- Günce ne yapıyorsun bu kimin rölyefi?
- Che Guevara
dedi Günce. Savaş hoca yanındaydı. Sinan diğer taraftaydı.
- O da kim. Dayınız mı?
- Yok.
Tuana gittikten sonra Günce,
- Ama hocam bilemeyebilirler değil mi, hani yargılamamak lazım değil mi, yani aslında tamam çok şaşırdım sarsıldım hatta ama olabilir değil mi?
- Tabi ki olma mı bu dünyada her şey olur Günce Hanım.
dedi Savaş Hoca.
- Hocam
- Efendim.
- Che'den sonra No Pasaran heykelini yapacağım olur mu?
- Olur, tabi hatta Mehmet de yapmıştı onu güzel bir iş olmuştu ayrıca.
- Hocam hani ülkemizde faşizm var ya.
- Evet var.
- İşte ben No Pasaran'ı bitirince faşizm de bitecek diye umut ediyorum.
- Tabii tabii biter Günce Hanım niye bitmesin ki biter tabi.
- Olsun Hocam umut hiç bitmez ki hem bilirsiniz güzel günler gelecek.
- Tabi Günce Hanım öyleyse haydi alanlara, alanlara, Victor Hara’’yı biliyorsunuz değil mi Günce Hanım.
Biliyordu ama Hara diye okunduğu için anlamamıştı Victor Jara biliyordu Günce.
- Yok Günce Hanım yok. Eksi puan. Olmaz ki. Siz hep sloganlarla konuşun her pazar bir eylemci edasıyla buraya girin ve Victor Hara’dan habersiz olun. Durun ben size ondan bir şarkı açayım da daha verimli çalışın olur mu?
- A tabii hocam olmaz mı hem de nasıl olur.
Aprendimos a quererte Desde la historica altura Dond e el sol de tu bravura Le puso un cerco la muerte
Biz seni sevmeyi Tarihin yükseklerinden öğrendik Cesaretinin güneşi Ölümü kuşattığında
Aqui se queda la clara La entranable transparenda De tu querida presencia Comandante che guevara
İşte burada duruyor Tatlı varlığının Kalbe sıcaklık veren saydamlığı Kumandan Che Guevara
Vienes quemando la brisa Con soles de primavera Para plantar la bandera Con la luz de tu sonrisa
Şanlı ve güçlü elin Tarihe ateş saçar Bütün Santa Clara Seni görmek için uyandığında…
Yankılandı şarkı atölyede. Of nasıl mutluydu Günce birkaç tekrar yaptılar.
***
No Pasaran heykeli üzerinde çalışıyor Günce. Yumrukta takıldı tek elin yumruğunu yapmakta zorlanıyor uğraştı uğraştı sinirlendi bıraktı. Savaş Bey'in tanımladığı gibi zurnanın zırt dediği o yerde kaldı Günce. Toparlandı çıktı eve gitti.
Ertesi hafta Moskova’ya gittiği için Selin gelmemişti. Yumruğa uğraşıp duruyor Günce, en sonunda başardı yumruğu yaptı sıkılmış yumruğu.

- Yaşasın hocam yaptım.
- Bravo dedi Savaş Bey bakın oluyor değil mi?
Gururlu ve mutlu bir yüzle baktı Günce Savaş hocaya. Fakat Savaş hoca
- Bu yumruk ters olmuş bu böyle olmaz ki bu, bu tarafta olmalı.
- Ama ama ben hani solağım ya ve farklı bir mekanizmayla biz solaklar düşünüyoruz ya.
- !
- İşte ondan olmuş olabilme olasılığı olabilir mi hocam sizce?
- Yok, ondan olmaz Günce Hanım.
- İnanın oportünistlik yapmıyorum da ben ne yaptığımı bilmiyorum ki.
- Nasıl bilmiyorsunuz bilmeniz lazım.
- Peki, düzelteyim hocam.
- Olur devam edin siz.
Uğraştı yaptı.
Yumruk olmuştu.
No Pasaran ortaya çıkmaya başlamıştı.
Yaşasındı.
Selin bir fotoğraf gönderdi Günce’ye. Günce istediğin gibi Nazım Hikmet'in mezarına senin için bir karanfil bıraktım.
- Hocam gelin lütfen bakar mısınız Selin ne yapmış.
Verdi telefonu Savaş hocanın eline.
- Hocam fotoğrafa bakın lütfen benim için bir karanfil bırakmış Nazım Ustanın mezarına Selin ne kadar ince değil mi?
- Evet dedi o da beğenmişti bu inceliği belliydi.
Yaşasın dostluk.
Birkaç dakika sonra merdivenlerden indi Selin, Günce dondu kaldı.
- Sen, sen Moskova’da değil miydin biraz önce mezara bir karanfil..
- Yok, biraz geç paylaştım fotoğrafı, ihmal ettim biraz, döndükten sonra paylaştım resmi.
- Teşekkür ederim. Hoş geldin.
***
- Hocam ben ne yaptım biliyor musunuz? Arkadaşlar ben No Pasaran’ı adada oturduğum evin yanındaki köşkte oturan ve beni konukluğa çağıran tiyatrocu beyefendiye hediye olarak verdim.
Suratından bir gölge geçti Savaş hocanın.
- İyi siz bilirsiniz ancak o heykeli bayağı sevmiştiniz.
- İçim yanıyor ben ne yapacağım.
Sedat ve Selin
- Neden, nasıl yapabildin bunu?
- Ya beni çağırmıştı bir gün önce çaya bir sürü ikramlarda bulundu oturdum hepsini içtim sonra eve gittim ertesi gün tekrar çağırdı rahatsız etmek istemedim, ısrar etti, kabul ettim giderken boş gitmemek için buzdolabını açtım, bir şey yok götürecek, köşede tüm güzelliğiyle duran No Pasaran gözüme ilişti. Sardım bir kağıda, aldım götürdüm.
- Verdin mi?
- Evet.
- Hatta Arda'ya da söyledim.
- Ben sana hiçbir şey söylemiyorum nasıl yaptın ben gidip onu alacağım oradan dedi.
- Biz gidip alalım Sinan, Sedat, üçümüz gidelim, tespihler elimizde isteyelim heykeli
dedi Savaş hoca.
- Yok, öyle olmaz şimdi dedi ki bana o beyefendi. Çünkü biraz küstük biz ben de gece yarısı mesaj yazdım en sevdiğim heykelimdi ona iyi bakın olur mu dedim. O da ertesi gün beni aradı.
- Ben çok üzüldüm şimdi onu sana geri vereyim dedi. Can attığım halde almak için ama olmaz ki istemem yan cebime koyun yok tabi ki verilen hediye geri alınmaz ayıptır böyle öğrendik biz. O zaman ne yap biliyor musun zaten artık kendi tasarımlarını yapman gerekli çiz, yap onu verirsin bunu da alırsın mı dedi bana öyle mi geldi ama dedi. O zaman hocam ben bir şey çizeyim ahşaptan yapayım sonra onu vereyim ve No Pasaran'ı alayım.
- Ahşap yapıp ahşabı vermek mi o ahşaba ne kadar zaman harcayacağınızı biliyor musunuz Günce Hanım yapmayın bakın burada bir tane Hint heykeli var onu birisi yapmıştı onun üzerinde biraz uğraşın ben depoya gideyim bir de fil heykeli var biraz yarım kalmış efektleri tamamlanmamış bir de boyanacak.
Onu da gitti depodan getirdi.
O sırada Sinan ona
- Günce hadi iyisin iki tane heykel oh ne güzel.
- Ya tamam da ben yapmadım ki onları ben yaptım diyemem ki of ben ne yapacağım.
Fili getirdi depodan Savaş Bey, büyükçeydi, diğeri de bir Hint yontusuydu.
Uğraştı Günce iki hafta, bir pazar akşamı zaten adaya uğrayacaktı. İki heykeli boyayıp, tamamladılar. Yüklendi Günce.
- Haydi, rastgele dedi Savaş Bey.
Çıktı Günce.
İki heykelle adanın yokuşunu kan ter içinde çıktı H.'nın evine geldiğinde çok yorulmuştu elinden aldı beyefendi heykelleri kapının yanına koydu hiç bakmadı bile onlara eve götüreceğimi zannetti her halde diye düşündü.
- Bu heykeller sizin için. Kolektif bir çalışma ama fili ben boyadım.
- Tamam, sonra bakarım bir ara.
Bir ara No Pasaran’ının bulunduğu aşağı kata indi. Güzel bir masanın üzerinde sol köşede duruyordu heykeli. Sevgiyle baktı ona.
Ertesi pazar atölyeye gittiğinde
- Ne yaptınız dedi Savaş Bey aldınız değil mi No Pasaran’ı
- Yok diğerlerini de bıraktım. Onu da almadım. Hepsi orada.
- Bu işte bir iş var dedi Serkan bu iş anlamlı...
- Hayır, ancak ben bilmiyorum verilen hediye geri istenmez ki içinden çıkamadığım ikilem bu.
- Haklısınız dedi Savaş Bey heykel konusunu burada kapatın lütfen ve artık başka bir şey götürmeyin oraya ve sanırım çok da iyi bakıyor o kişi heykellerinize çünkü sizde kalan tüm heykellerin bazılarının bir tarafı bir şekilde kırılmış olduğuna göre.
- Evet dedi Sinan bence hepsini oraya götür orada daha güvendeler.
No Pasaran adadaki güzel yerinde kalmaya devam etti. Fil aşağı katta sevimli döşenmiş odada eskitilmiş sehpanın üzerinde odanın güzel ve huzur dolu dekoruyla bütünleşmiş olarak birkaç hafta sonra yerini aldı. Hint yontusunu ise beyefendi Günce’ye bir eğe vererek içini oy en azından bir kavanoz sığdıralım ve kavanoza çiçekler koyalım dedi. O gün bayağı çalıştı Günce orada. Küçük bir kavanoz girecek kadar yer açtı heykele zarar vermeden. Bir sonraki gidişinde beyefendi işi tamamlamış içine bir kavanoz oturtmuş, kavanozun içine biraz kum biraz toprak koyup Japon şemsiyesi ekmiş ve bahçedeki verandanın penceresinin kenarına koymuştu ve çok güzel yakışmıştı oraya.
***
O gün özenle çalıştı Sinan, köpeğin tüm kıvrımları tek tek elden geçti. Parlattı cilaladı. Yaptığı işten büyük bir keyif aldığı belliydi. Ara sıra Günce ile Selin göz göze geliyorlar ve Sinan’ın bu çabasını ilgiyle izliyorlardı. Günce ise No Pasaran heykeli üzerinde çalışıyordu büyük bir istekle. Sorular soruyor, Savaş Bey büyük bir sabırla cevaplıyor. Espriler, güzel müzikler TRT 3'te Şehirler ve Müzik var. Amsterdam çok sıkıcıydı. Baydı aslında Sinan ahenkli sesiyle bazı espriler yapar sonra Savaş Bey gelir tiyatral tarzda hareketler ile zenginleştirerek espriler yapar ortam daha da keyifli hale gelirdi.
- Kahve içer misiniz dedi Savaş Bey, sırayla Selin’e, sonra Sinan’a evet dediler.
Sonra Günce’ye döndü
- Siz peki içer misiniz?
Kalakaldı Günce.
- Yok dedi içmeyeyim. İçme istihkakımı tamamladım.
Ona baktı diğerleri
- Ben iki tane içtim de bugün.
- Fark etmez dedi Savaş hoca, size de yapabilirim.
- Yok dedi Günce içmeyeyim.
- İç dedi Selin.
- İç dedi Sinan.
- Hoca tekrar baktı sonra Selin ile Sinan’a dönüp
- Israr etmeyin belki içmek istemiyor Günce Hanım.
Selin ve Sinan;
- İçmek istemiyor musunuz gerçekten?
- İstiyorum hem de öyle çok içmek istiyorum ki ama cesaret edemiyorum.
Kahkahalar patladı. Savaş Bey Allah Allah der gibi baktı ve içeri gitti hepsine neskafe hazırlamak için.
Sinan nihayet köpekle ilgili çalışmayı bitirdi. Efektleri haftaya bıraktı ve her zamankinden yarım saat erken çıktı. Vedalaştı hepsiyle.
Güle güle Sinan.
Selin, Günce ve arka tarafta ahşap çalışan ve ara sıra sohbet etmeye gelen Sedat kaldı atölyede.
Sinan o günlük çalışmasını bitirmiş ve köpeği biraz eğreti koymuştu. Aslında kenarında kalın havlu bir bez vardı ama düşecek gibi duruyordu.
O gün Arda da uğramıştı atölyeye. Ders sonrası bir şeyler içeceklerdi Günce ile birlikte. Savaş Bey ortalığı toplamaya başladı. İşi biten çalışmaları su ile ıslattı. Üzerlerini poşet ile kapattı. Aletleri kaldırdı. Sinan’ın köpek heykelinin önüne geldi ve orayı toparlamaya koyuldu. O arada Arda Savaş hocaya soru üzerine soru yağdırıyordu.
- Savaş hoca
- Efendim
- Benim şu antik erkek torsundan aynı büyüklükte aynı şekilde kalıp almam veya yapmam mümkün mü?
- Savaş Hoca bu kılıç, bu zırh nasıl yapıldı?
Son soru bu idi birden döndü Savaş hoca doğruldu. Sırtı kaideye çarptı önce bir sessizlik sonra bir gürültü ortada derin bir sessizlik içeriden gürültüye koşup gelen Günce, hocanın asılan yüzünü gördü. Önce Arda ile Günce birbirleriyle göz göze geldiler. Sonra Selin ile Günce ve Arda en son Sedat ile hepsi.
Günce ellerini yıkıyordu iç tarafta, sesi duyunca tam ortada kalakalmıştı. Arda ve Selin'e baktı hareketsiz duruyorlardı. Ne oldu diye soramadı. Köpek yerdeydi arka kısmı paramparça olmuştu Sinan yoktu ve bunu bilmiyordu.
Günce çok üzüldü. Savaş Bey’in keyfinin kaçmasına
- Hocam üzülmeyin ne olur, ne olur üzülmeyin.
Geçen yıllar içinde hocayı iyi tanıyan ve ne yapılması gerektiğini iyi bilen Sedat sessizce Savaş hocaya yardıma gitti. Selin’den çıt çıkmıyordu. Günce bir o yana bir bu yana gidiyor,
- Hocam Günce yaptı Günce kırdı deyin Sinan’a olur mu diye mırıldandı.
Yavaşça toparlandılar. Önce Selin çıktı çok üzülmüştü. Hafta içi Sinan’la buluşacaktı. Ne söyleyecekti ona. Sonra Günce ve Arda toparlandılar. Allah'a ısmarladık derken Sedat’ın sessizce güle güle yerine elini sallayışı Savaş Bey’in kırılan heykeli toplaması şaşkınlık ve ağlayacak gibi olan Günce, suçluluk duyan Arda atölyeden çıktılar.
Arda:
- Abam ’Babam ve Oğlu’’ filmindeki gibi benim yüzümden mi ha? Benim yüzümden mi oldu dedi.
Kafaları dalgın sadece ayakları yürüyordu. Biraz aşağıdaki kitap kafeye oturdular. Sarsılmışlardı
- Neden sordun neden neden o kadar çok sordun ki Arda?
- Bilmiyorum ki bilmiyorum bilemedim Savaş hocanın oradan birden doğrulacağını. Söylesek mi acaba Sinan’a.
- Hiç olur mu öyle, söylenir mi hiç.
- Ne kadar da özene bezene çalışmıştı dediler ikisi birden.
- Of sakınan göze çöp batar derler ama ne dedi Savaş hoca bugüne kadar neleri topladık demedi mi yapar o Arda yapar eskisinden bile güzel yapar. Asıl ben ne dedim Arda, ben yaptım deyin diye duydun değil mi? ama çok üzüldüm hocamızın üzülmesine de çok üzüldüm. O da bana bir ara siz çok üzüldünüz dedi değil mi of ya.
Sedat'ın yüzünü hatırladın mı ya abam Sinan da neden öyle koydu ki çok tehlikeli duruyordu.
- Çok özenmişti çok. Dedi Günce acı bir vurgulamayla.
Kahkahayı bastı Arda.
- Yok güldüğüme bakma hep üzüntüden gülüyorum ben.
Yaklaşık bir saat durumun kritiğini yaptılar güldüler, üzüldüler. Üzüldüler güldüler. Sonra eve gitmek üzere yola çıktılar. Metroya girdiler. Huzur evi durağında indi Günce, devam etti Arda.
Eve geldi. Selin ile yazıştı ‘çok üzüldük iyi ki biz kırmadık sorma mahvolmuştuk biz kırsaydık. Ama yapar Savaş Hoca onu, eskisinden iyi yapar’ dedi Selin.
‘Sedat'ın yüzünü görmeliydin Selin biz çıkarken güle güle demek için hiç konuşmadan sessizce el salladı bize.’
Bir hafta sonra köpek yapılmış, eskisinden daha güzel olmuştu. Hemen yazdı Selin’e Günce. Selin yoldaydı sevindi.
Saat üç buçuk gibi geldi Sinan merhaba dedi hepsine. Genişçe bir gülümseme belirdi Selin ile Günce’nin yüzünde. Savaş hoca geldi durumu anlattı.
- Canınız sağ olsun dedi Sinan keşke tüm heykellerimiz kırılsa da siz tamir etseniz.
- Keşke bizimki de keşke benim No Pasaran'ım da.
- Keşke benim ki de dedi Selin.
Sedat geldi.
- Oo dedi başka benzer şeyler bile olmuştu Savaş Hoca topladı ve hep eskisinden daha güzel oldu dedi nazikçe gülümseyerek.
Geçen haftayı konuştular. Sinan çıktıktan sonra olanları. Günce, Arda'nın çok üzüldüğünü.
- Neden soru sordun sor da neden o kadar çok sordun dedim ona dedi Günce
Savaş Bey
- Yok sorsun çocuk tabi soracak soracak, öğrenecek,
- Sordu öğrendi de olan benim heykele oldu dedi Sinan gülerek. Ama iyi ki de oldu.
Sedat:
- Daha önce burada çalışıyorum özene bezene bir heykel yapıyorum. Bilgi almak için bir kaç kişi geldi. Savaş Bey atölyeyi gezdiriyor öğrencilerin işlerini gösteriyor benim yanıma geldiler ben bir yandan çalışıyorum Savaş Bey benim uzun yıllardır atölyeye devam ettiğimi anlatıyordu. Gelenlerden bir kız birden bire
- Bu heykeli kırsam ne olur? dedi kaldım öyle güzel olmaz dedim kibarca hiç de iyi olmaz.
Sinan;
- O kız sana yazmış ağabey muhtemelen.
- Onu bunu bilmem dedi Sedat.
- Kızdın mı dedi Günce, Sedat’a
- Kızmaz olur muyum? Onca emek, düşünmesi bile güzel değil.
- Haklısın dediler.
Şen şakrak çalıştılar o gün de saat yediye kadar.
Yediye on kala
- Köpekler hocam, köpekler hazırlandı mı diye sordu Günce.
Durdu Savaş Hoca, sonra
- Evet dedi üçü de hazırlanıyor. Tasmalarından zor tutuyorum atılıyorlar hırrr hırrr
Güldüler. Sırayla çıktılar atölyeden.
Bir güzel gün daha bitmişti.
Nurhan Özgel

