reklam
reklam
DOLAR32,1916% 0.02
EURO35,0137% 0.43
STERLIN41,1028% 0.35
FRANG35,2469% 0.32
ALTIN2.450,42% -0,46
BITCOIN69.799,99-0.496
reklam
Prof. Dr. Garip TurunçTÜM YAZILARI

“PİRUS’UN ZAFERİ”

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi : Google News
reklam

“PİRUS’UN ZAFERİ”

 Cumhurbaşkanı seçimlerinin sonucu hayırlı olsun. Mevcut rejime ilişkin endişelerini sık sık dile getirmiş biri olarak, ortak geleceğimiz adına bu sonucu oldukça endişe verici buluyorum. Türkiye ne yazık ki büyük bir değişim fırsatını kaçırdı.

Oysa ki toplumun yüzde 60’a varan ağırlıklı çoğunluğu iki yıla yakın bir süredir değişim istiyordu. Gerçekte de kampanya başlamadan önce ülkede yeniden demokrasi, adalet ve refah yolunu açabilecek bir zemin vardı. Otoriter popülist rejimler dünyasının en önemli laboratuvarlarından biri olan Türkiye’de rejim demokratik yollarla değiştirilebilseydi, dünyanın pek çok ülkesi için ilham kaynağı olabilirdik. Ama yapamadık. Üzgünüm.

İyilik kazanamadığı için üzgünüm. Yalanın karşısında gerçek, montajın karşısında yalın yürek, adaletsizliğin karşısında adalet, yumruğun karşısında ona uzatılan el, sövgüye karşı güzel söz, tehdide karşı gülümseyiş, üstelik kıl payıyla kaybettiği için üzgünüm.

Yılgın değilim, küskün değilim, gücenik değilim, kaybetmiş olsam da yenik değilim; kötüyü, kötülüğü kabullenip yalana, tehdide boyun eğmiş değilim. Ama üzgünüm.

***

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Fransa’da Türk radyolarda çalmaya başlayan “Bir Başkadır Memleketim” şarkısını Ayten Alpman’ın (1931-2012) sesinden ilk dinlediğimde gözyaşlarıma hâkim olamamıştım. Adeta ülkemi yeniden keşfetmiş, daha çok sevinmiştim. Eski bir İsrail halk şarkısı olan bu emsalsiz beste, bizden önce Fransa’da ünlenmiş. Ünlü söz yazarı Fatma Fikret Şeneş’in (1921-2015) yazdığı lirik besteye o kadar güzel oturmuştur ki, şarkı adeta “Türk malı” olmuştur. Ayten Alpman, söylediği her şarkıyı klasik hale getiren müthiş bir yorumcudur. Onun seslendirdiği parçalar eskimez. Hiçbirinin modası geçmez. Her dinleyişinizde kendinizi daha bir yücelmiş bulursunuz. Ama “Memleketim” bambaşkadır. O adeta bir milli şarkıdır. Pek tabi Türkiye’miz, şarkıyı dinlerken hayal ettiğimiz kadar güzel değildir. Olsun. O bizim ülkemizdir. Tozuyla toprağıyla, ovasıyla kıracıyla makbulümüzdür. Dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım hep gözümüzde tüter. İçindeyken dışarı çıkmak, dışarıdayken ona dönmek isteriz.

Anadolu bir yanda/Yiğit yaşar koynunda/Aşıklar destan yazar dağlarda/Kuzusuna, kurduna/Yunus’una, Emrah’a/Bütün alem kurban benim yurduma.

Gözü pek, yanık bağrı/Türkü söyler çobanı/Zengin, fakir, hepsi de sevdalı/Ben gönlümü eylerim/Gerisi Allah kerim/Bir başkadır benim memleketim.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28 Mayıs seçim galibiyeti sonrası yapılan analizlerde Pirus zaferi söylemi dikkat çekti. ‘Bedeli ağır zafer’ anlamına gelen Pirus zaferinin tarihsel boyutu ne? Erdoğan gerçekten Pirus zaferi mi kazandı ?

Rivayet odur ki, Antik Çağda yaşamış Epiros Kralı Pirus (M.Ö. 319-272), Akdeniz’in yükselen gücü Roma’ya kafa tutar, ordularını bozguna uğratır, fakat kazandığı son zafer öyle kayıplar pahasına olmuştur ki, savaşı devam ettiremeyecek noktaya gelmiştir. – Pirus zaferi tabiri bu ‘ibretlik serüvene’ atfen astarı yüzünden pahalıya gelen, ‘çok büyük zayiat pahasına kazanılan zafer’ manasında kullanılagelmiştir. Pirus’un Romalıları dize getirdiği Asculum savaşından sonra “böyle bir zafer daha kazanırsam evime yalnız dönmem gerekecek”, “Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme” dediği söylenir – bir anlamda şartların zorlaşmasıyla ihtirasını dizginlemiş, çılgınca bir taarruz fikrinden vazgeçmiş, akl-ı selim galebe çalmıştır.

Pirus, ismini vereceği felaketi kucağında bulmuştur. Erdoğan’ın Türkiye’nin en dibe vurduğu bir anda, dün aldığı yüzde 52’lik sonuç nereden bakarsanız bakın onun için bir zaferdir. Bir “Pirus Zaferidir..” Ama zaferdir. Ancak kazanırken mağlup olmuştur. Dibe vurmuş bir ekonomi… Yüzde 100’ü geçmiş bir enflasyon. Artık orta sınıfları bile yerlerde süründüren bir hayat pahalılığı… Felaketlerle sonuçlanmış bir dış politika… 6 milyon göçmene neden olmuş bir dış politika felaketi… Deprem… Ve kutuplaşmış bir ülke… Bütün bunlara rağmen bir seçimden yüzde 52 gibi küçük bir farkla da olsa galip çıkmak, hiç kuşkusuz büyük bir zaferdir.

***

Elbette henüz tam anlamıyla yöntemi netleşmeyen bir oy hırsızlığı söz konusu. Bunun dışında Erdoğan’a çalışan “karşı mahalle” üyelerinin de katkısının olduğu gündeme girmeye başladı. İlk bakışta hem ekonomik yıkımın, hem de yönetilme zorluğu yaşayan bir iktidarın seçimi kazanma olasılığı mümkün görünmüyor. Ancak ‘Anadolu İrfanı’nın siyasal aklının, Türk toplumsal yapısının büyük bir çoğunluğunun muhafazakar diye adlandırılan, özünde gerici ve ırkçı bir yapıya sahip olması dikkate alınırsa Erdoğan’ın gerçek anlamda bile yüzde 30-35 civarında kemikleşmiş bir oy tabanına sahip olması şaşırtıcı değildir. Bu kitlenin insani yaşam standardından anladığı: boğazından geçen bir lokma ekmek ve bir bardak su içmenin ötesinde değildir. Bunun dışında geleneksel “ezan, bayrak ve vatan” üçlemesini de düşünürsek gidecek iktidarın ardından gelecek olanın da benzer bir tabana (az ya da çok) sahip olması şaşırtıcı değildir.

Aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken gerçekliği geçen aylarda yaşadık. Geniş bir coğrafi alanda yaşanan depreme karşı gösterilen toplumsal itiraz neydi? Koskoca bir hiç. Her zamanki gibi sol düşünceyi taşıyan insanlar hariç, toplumun geri kalanı tarafından iktidara yöneltilen bir itiraz oldu mu? Hayır. Bu suskunluk iktidarın baskıcı gücünün yarattığı korku iklimi olarak adlandırıldı. Korku iklimi söz konusu olan Kürtler, Aleviler ve devrimcilerin mücadelesi ise anlaşılır. Çünkü bizzat Türk devletinin kuruluş kodlarında bu üçlü, düşman olarak ilan edilmiştir. Bu nedenle suskunluk ve onaylama tavrı bu “üç düşman” için geçerlidir. Ancak deprem yeryüzüne çıkıp, herkesi içine alarak geriye çekildi. Geriye kalan enkaz Kürtler, Aleviler ve devrimciler dışında kalan insanların da üstüne yıkıldı.

Bu enkaza karşı gösterilecek olan tavır toplumsal ayağa kalkış ve iktidarın toplumsallığın ayakları altında ezilmesi olmalıydı. Dünyanın her yerinde böyle bir depremin ardından mevcut iktidar yıkılırdı. Ancak duyarsızlığın mümtaz bir örneği olarak tarihte yerini alan bir tutum alındı: ses çıkmadı. İslam kültürünün yerleştirdiği tevekküle iman, devletin gücünün baş edilmezliği düşüncesi, örgütsüzlüğün yetersizliği gibi yorumlar bir noktada açıklayıcıdır ama temel belirleyicilik, bu toplumsal yapının ırkçılıkla bezenmiş gericiliğidir. İktidarın sadece çalarak ayakta kaldığı düşüncesi demokratların, devrimcilerin, vicdan taşıyanların kendi çeperleri içinde kalan düşünceleridir. Elbette hepsinin değil ama çoğunluğun bakış açısı böyledir.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim başarısının kutlandığı ilk günlerdeyiz. Hemen ardından yüz yüze kaldığımız acı gerçeklerimiz ile yüzleşilecek. Kuşkusuz hukuksuzluğu çok tartışmalı izlenmiş yollar bir yana, bundan sonra yapacakları, yapmayı sürdüreceği yürüyüşlerinde, Pirus, ismini vereceği, “Kendi yarattığı enkazı devraldı” gerçekleri ile yüz yüze kalmayacak mı?…

Bu yıkımın altından kalkmanın zordan da öte bir şey olduğunu görebilecek mi? ….

https://ikinciyuzyil.com.tr

reklam