
Şehriban'ın İskarpinleri...
Şehriban alı al moru mor doktordan çıktı. Şemsiyesi elinde yine. Neme lazım hava güneşli ama yağabilir de. Temkinli olmak iyidir, galoş giydirdiler yine. Tamam steril miteril, eğilmesi zor kalkması zor, takması zor.
Aile doktoru da değişik bir adam. Yaz dedim şu tansiyon ilacından birkaç tane olmaz dedi. Tahlil dedi. Ne tahlili kanım kalmadı tahlil yapa yapa. Bitirdiler kanımı. Kolay mı bulunuyor kan hem A pozitif.
Şu şeker de nerden sarıldı başıma. Sebebin gözü kör olsun. Hep stresten ne olacak. Allah'tan kedi var evde. Bir tüylerine dokunuyorum ne stres kalıyor, ne başka bir şey
Kızartma da bir güzel oluyor. Hep de Duygu'ya yakalanıyoruz. Ne zaman hamur işi ya da şöyle bol yağlı, bol domates soslu, biberli, patlıcanlı bir kızartma yapsam bizim büyük kız uğruyor ocakta kızartmayı gördüğü anda ya bir şey söylüyor ya da söylemeyerek bir şey söylüyor. Oğlan da fena. İyi ki şeker hastası olduk. Ulema kesildiler başıma. Her şeyi de biliyorlar. Sanki sen bilmiyorsun dedi iç sesi. Sen sus bakayım bir de sen başlama.
Yavaş yavaş minibüs caddesine çıkan yoldan aşağı iniyordu. Bir yandan akşama ne yemek yapacağını kafasında kararlaştırıyor, bir yandan yürüyordu.
Hey gidi hey, incecik bir kızdım. Dağ gibi işler dayanmazdı bana. Evin hem erkeği hem kadınıydım. Sağa baktı sola baktı hala da öyle değil misin hükümet kadın Şehriban. Gülümsedi sırtını daha bir dikleştirdi devam etti yola.
Allah Allah ne bakıyor ki bunlar. Yeni aldığım pantolona mı. Beğendiler tabi. ayakkabılarım da hem şık hem rahat. Dost başa düşman ayağa bakar derlermiş ama o kadar da fark ettirmeye gerek yok ki, zaten yıldızım düşük hemen nazar değiyor. Sonra uğraş dur.
Minibüs yoluna gelmişti artık, yola sağlı sollu dizilmiş dükkanlara bakarak, havası pek yerinde, biraz yorulmuş ve yol üzerindeki dükkanlardan evin eksiklerini tamamlamıştı. Yürüyerek yirmi dakikada ulaşılan yolu bir saatte alarak eve geldi.
Zili çaldı ortanca kız açtı kapıyı
- Anne nerede kaldın merak ettik.
- Sus bakayım geldim işte. Sen ocağa bir çay koy hemen. Bak pastaneden ponçik de aldım. Sıcacık daha, yeriz çayla. Hem içinde kayısı marmelatı olanlardan aldım. Bir şey yapmaz o çok hafif.
Eğildi ayakkabısını çıkarmak için.
- O ne ayağımda ne var benim mavi mavi.
Bakakaldı ayaklarına.
Ortanca kız başladı gülmeye.
- Anne anne sen bütün gün ayağında bunlarla mı gezdin anne. Alış verişi de mi böyle yaptın, bir şey demediler mi kimse söylemedi mi.
Bir yandan gülüyor bir yandan annesinin ayağındaki galoşlardan gözünü alamıyordu. Şehriban'ın da şaşkınlığı geçmiş, o da başlamıştı gülmeye.
- Kızım ben yolda gidiyorum gelen bakıyor, giden bakıyor diyorum ki ee güzel kadınım biraz kilo aldıysam da endamım yerinde, zevkim iyidir, iyi de ne bakıyorsunuz da demedim, neme lazım moralimi bozmayayım sonra geldim işte eve.
- Yani böyle girdin ha markete ve hem de mahalleye.
- Hem böyle hem de dimdik kızım, dik gibi yürüdüm, her yerde millet baktıkça daha bir diklendim. Meğer buymuş keramet.
Akşam Duygu geldi. Onları yine hamur işi ve kızartma yerken yakaladı astı suratını. Anne başladı gündüz olan olayı anlatmaya. Duygu da gülmeye başladı.
- Alemsin anne çok alem.
Olsun kızım bu gün de böyle olsun.
Mutlulukla birbirlerine gülümsediler.

