
Halklar Barış istiyor!
Bu topraklarda yaşayan; akıl vicdan sahibi olan her insan; amasız fakatsız 'barış' için elini taşın altına koymaktan bir an olsun bile imtina etmezler.
Barış ideali uğruna ödenen onca acıya, gözyaşına rağmen verilen mücadele kesintisiz bir şekilde sürdürüldü. Ancak gelinen süreç çelişkili paradoksal bir şekilde sürdürülmeye çalışılıyor.
Bu tarihsel sorunun çözümünde iktidar-muhalefetin gerçek niyetinin ne olduğu; ne olmadığı sorgulanmaya muhtaçtır. Sorunu çözüme kavuşturacak olan iktidarın gerçek niyetinin; çözmek olmadığını gösteren o kadar çok örnek var ki; bu örnekleri sıralamaya bu sayfalar yetersiz kalır.
Başınızı ağrıtmadan yaşanmışlıklardan bir özet geçmek gerekirse: Toplum adına , adalet ekonomi, özgürlükler, bir arada yaşama adına, çevre ekoloji, hayvan hakları, bilimsel akademik eğitim ,kadın hakları adına, olumlu bir eylemden söz etmek mümkün müdür? İktidarın yirmi yılı aşan icraatları ortadayken; ülke hayrına yaptıkları bir eylemi bulunmayan bu iradeden çözüm beklemek siyasal aklın işi olamaz.
Kürt meselesi dahil olmak üzere ülkenin iş-ekmek-özgürlük-adalet gibi temel meselelerinin birbirinden bağımsız olarak ele alınması, ayrı başlıklar olarak değerlendirilmesi apolitizmdir.
Barış meselesini çözmek bahanesiyle otoriterleşen iktidarın esas derdinin toplumsal muhalefetin bölünüp paralize etmek için bütün imkanları seferber ettiği göz ardı edilemez. Ve dolayısıyla iktidarı değiştirme gücüne erişen muhalefetin toplumsal gücünü doğru şekilde kullanmadığında, olumlu sürecin olumsuz bir sürece evrilmesi uzak bir ihtimal değildir.
Bu platformlarda görüş bildiren, dolaylı olarak sürece katkı sunmaya çalışan yazılar önemlidir, değerlidir. Bu bağlamda tarihsel bilinçle gelişmelere bakılmalıdır. Olaylara ;dün dündür; bugün bugündür mantığıyla bakılamaz. Gelişmelere bütünsel bakmalıyız yolunda fikir belirten; kimi arkadaşların, kendi tezleriyle çeliştiklerini söylemek isterim.
Çözüm iradesi bir anda oluşan; haydi gelin bu sorunu çözelim' diye niyetlenmeyle ilerletilecek bir süreç değildir. Daha düne kadar 'DEM' kapatılmalı meclise sokulmamalı diyen kirli ittifakın bir anda tavrını değiştirmesinin arka planında nelerin planlandığı ciddi bir şekilde düşünülmelidir.
Ne oldu! ne değişti ki bir anda her şey ters-yüz oldu.
Bu eklektik, şaibeli cephenin böylesine bir sorunu çözmekten öte kendi rejimlerini koruma, planlarını sürdürmek niyetinde olduğu tartışmasız göz önünde tutulmalıdır.
Diğer yanda sorunun esas muhatabı olan emek örgütleri ,sivil toplum örgütleri diğer siyasal özneler; Kürt demokratik ulusal güçleri ve bir arada yaşama iradesini savunan milyonlarca ülke insanıdır.
Diğer önemli bir aktörse Barış meselesi gibi temel bir meselede hesaba katılması gereken önemli siyasal aktör; ABD -İsrail ve diğer küresel güçlerdir.
Bu bağlamda geçmişten bugüne devrolan: Tam Bağımsız Türkiye' şiarı belirleyici şiar olarak bu sürecin manifestosunda yer almalıdır.
Küresel güçlerin barış meselesine nasıl yaklaştıklarının fotoğrafı Ortadoğu'da yaşattıkları ateş ve kan deryasıdır.
Günlerdir bu sayfalarda derinlikli analizler yapılıyor. Bu analizler dünden bugüne yapılan analizlerin bir tekrarı gibi.
Dünden bugüne ülke hayrına olumlu insani icraatı olmayan bu yönetimle birlikte yol yürümeye çalışmanın handikapları ortadadır.
Ucu tümüyle açık olan; hukuksal arka planı olmayan Cumhur ittifakının belirleyici inisiyatifiyle elde edilecek çözüm; tam anlamıyla çözümsüzlüktür.
En kötü barışın bile savaştan iyi olduğu tezini öne sürenlere şunu sormak gerekiyor: Tek adam yönetiminin barış düşüncesinden anladığı şeyle, muhalefetin anladığı şeyin taban tabana zıt kavram olarak algıladıkları gerçeğini neden görmezlikten geliniyor ki!
İktidar ne zaman adalet ; ne zaman normalleşme, ne zaman ekonomik refah dediyse; tam tersi uygulamaları gündeme taşıdığının aksini kim söyleyebilir?
Ulusların kader hakkı dahil olmak üzere, halkların bir arada barış içinde yaşama ülküsünü savunanların kimler olduğu bellidir. Aynı şekilde bu ideallerin tam aksini savunanlar da bellidir.
Terörsüz Türkiye, barış idealini ortaya koyan iktidar odağının bizzat kendisi barışçı-eşitlikçi bir tasavvura sahip olmadığı gerçeğini çeyrek asra mal olan bu süreçte açık-seçik bir şekilde ortaya koyduklarından kimsenin şüphesi olmasın. Bu bağlamda, sadece gün-gün yaşananlara bakmak bile iktidarın gerçek niyetinin ' barış' olmadığını anlamak için yeterlidir.
Toplumu ayrıştıran, toplumun üreten güçlerini ürettiklerinin kölesi yapan, adaleti-kişinin tasarrufuna teslim eden, fikir-düşünce hakkını faşist rejimlerde olduğu gibi suç sayan, ve hak adalet savunucularına yaşama hakkı tanımayan bu irade ile birlikte yol yürümeye çalışan demokrasi güçlerinin bir değil sayısız kez düşünmeleri, kendilerine kurulan tuzaklara karşı uyanık kalmaları ve siyasetin yasallıklarına göre hareket etmeleri gerekir.
İktidar cenahının bize inanın güvenin, diye fetvalar yoluyla sürecin inisiyatifini istedikleri yöne doğru çektikleri gözden kaçırılmamalıdır.
Ancak siyaset salt başına inanmak temenni işi değildir.
Siyaset, tarihsel gerçekleri görme analiz etme ve yaşananların yeniden sentezlenmesidir.
Halkların gerçekten barışı canı-gönülden arzuladığı inkar edilemez. Bunca mücadele bunca ödenen bedel barışın demokratik bir yaşamın kurulması için verildiğine göre iktidar cenahının muradı barışı gerçekten isteyenlerden farklıdır. Dertleri kurdukları otoriter dikta rejimlerini korumak sürdürmek için barış fikrini paravan olarak kullanmaktan başka bir amaçlarının olmadığı da ortadadır.
Tek adam yönetiminin yolunu açan 'yetmez ama evetçilerin kulakları çınlasın. Dokunulmazlıkların kalkmasının Anayasaya aykırı olmasına bile bile destek veren 'aklı-evveller ' yeni bir akıl tutulması içerisine girerek barış sürecine telafisi zor olan kayıplar verilmemelidir .
Saygılarımla
NÇ.

