BIST 100
14.050,83 -0,08%
DOLAR
43,8448 0,01%
EURO
51,6533 -0,08%
GRAM ALTIN
7.259,37 -0,28%
FAİZ
36,21 0,11%
GÜMÜŞ GRAM
122,68 -0,34%
BITCOIN
64.043,00 -0,81%
GBP/TRY
59,2127 0,05%
EUR/USD
1,1774 -0,09%
BRENT
71,30 -0,29%
ÇEYREK ALTIN
11.869,07 -0,28%
İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
12 °

Balık mı Ben mi?

balıkmı

Balık mı Ben mi?

Nihat balık tutmayı çok seviyordu öyle ki deniz, nehir fark etmez saatlerce balık tutabilirdi. Küçük yaşlardan beri sevdalısı olduğu için yetkinleşmişti de.

Üniversitede ders çıkısından sonra Galata köprüsünün Galata köprüsü olduğu zamanlarda Nehir’i de balık tutmaya götürmüştü. Serin bir kasım akşamüzeri Karaköy’de balık malzemeleri satan dükkândan en ucuzlarından birer misinalı olta, vapur iskelesinin yanına dizilmiş balıkçılardan karides aldılar. Nihat karidesleri özenle küçük parçalara ayırdı ve birer parça oltaların ucuna taktı. Genç kız ilgiyle delikanlıyı seyrediyordu. Nihat keyifle yemi nasıl takacağını oltayı nasıl atacağını balığın geldiğini hissettiğinde oltayı nasıl yukarı çekeceğini tarif ediyordu genç kıza. Tez canlı kız ‘O kadar sabırlı değilim ama dur bakalım yeni bir şey heyecan verici görünüyor, deneyelim.’ diye düşünüyordu.

- Bak şimdi, yemi koyacaksın sonra atacaksın denize bekleyeceksin sabırlı olmak lazım ama anlarsın zaten balığın geldiğini sonra çekeceksin tamam mı vatandaş.

Nehir iri siyah gözlerini açarak

- Ben bilmiyorum ki balık tutmak.

- Öğrenirsin istersen.

Yemi takılmış hazır oltalardan birini Nehir’e verdi, beklemeye başladılar. Bir vapur yanaştı Karaköy’e vapurun düdüğünden sonra ve ağzındaki kalabalık daha yanaşmayı beklemeden koşar adım birbirlerini tepeleyerek çıkardı safrasını beyaz canavar. Sağa sola nereye gideceğini bilemeyen canlılar dağıldı her yere kimi otobüs kuyruğuna kimi Karaköy’ün sokaklarına kimisi akşama biran önce evde olmanın telaşıyla acele adımlarla Bankalar caddesine kimisi de alt geçide yöneldi. Köprü altında müdavimler biralarını içiyor. İptidai sandalyelerin üzerinde köpüklü fıçı biralar ve on iki eylül sonrasında türemiş kendilerini yarı entelektüel olarak niteledikleri yeni bir güruhun süslü püslü kelimeleri karşılarındaki kızları etkilemek amacıyla konuşuyorlardı.

Vapur iskeleye çarpıp hafif bir sarsıntıyla sallandı.  Balıklar köprü altına doğru kaçıştılar. Önce Nihat’ın oltası titredi.

- Bak geldi.

Ustaca çekti oltayı yemin ucunda kıvıl kıvıl bir istavrit sallanıyordu.

Nehir

- Ya bıraksan ne güzel olur değil mi denize.

- Avlanma yasağı dönemi olsa ya da yavru olsa bırakırım zaten fakat öğrenciyiz biz biliyorsun ve beslenmemiz de lazım ve bu daha masrafsız hem.

Mantıklı geldi genç kıza ama yine de yatmadı kafasına ‘yerken yersin ama kızım, hayvanlara üzülürsün ama et yemeyi de seviyorsun’ diye geçirdi içinden.

Nihat, ince uzun bir genç, Nehir’den birkaç yaş büyük.   Politik sebeplerden dolayı Ankara Hukuk fakültesini üçüncü sınıfta bırakıp Marmara Basın Yayın’a yatay geçişle ikinci sınıftan Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümüne başladı. Kısa zamanda iyi arkadaş oldular.

Nihat, Beyoğlu’nda Baro Han’ın yakınlarında eski tip açık asansörlü geniş tavanlı bir evi birkaç arkadaşıyla paylaşıyordu. Aynı zamanda boya badana tadilat işleri alıyor, Kahramanmaraş’taki ailesine çok fazla yük olmak istemiyordu delikanlı. Elmacık kemikli hafif çekik gözlü Çeçen asıllı olduğunu söylemişti kıza bir gün.

- Geldi balık geldi.

- Sahi mi?

Çektiler balığı yardım etti delikanlı

- Tuttum baksana hayatımda ilk defa balık tuttum diye zıplıyordu Nehir

Kova dolmuştu. Balıkların hepsini kıza verdi Nihat

- Ama olmaz ki bu haksızlık ben en fazla iki tane yakaladım en çoğunu sen tuttun hem akşama yaparsınız.

- Yok, sen al bunları ben her gün gelip tutuyorum zaten.

Aldı balıkları, teşekkür etti genç kız, eve gitmek için Karaköy’den vapura bindi.

***

Sabah erken saatte Kanada’da Ontario gölünün kıyısındaki küçük nehrin kenarında balığa çıkmıştı Nihat. Avlanma yasağı dışında herkesin günde iki balık tutma hakkı vardı. O gün arkadaşı Saim de balık tutmak için gelmişti. Etrafta balık tutan birkaç kişi daha vardı. Nihat oltayı atmadan oradakilere baktı hepsinin suratı asıktı. Hiçbiri bir şey tutamamıştı. Bir şeyler söylemek istediyse de vazgeçti.. Nehrin kenarında özenle hazırladığı oltasına kurşunu takıp, oltacının ucunu aşağı gelecek şekilde ayarlayıp beklemeye başladı henüz birkaç dakika geçmemişti ki ilk balık oltaya takılmıştı.  Beş altı kiloluk balığı oltadan çekmek, çıkarmak bile kırk dakikayı alıyordu. Bir buçuk metreye gelince balık zıplar ve oltadan kurtulurdu. Tekniği önemliydi işin. Yani balık idare edilmezse kaçardı.

Oradakiler sabahtan beri bir tane bile balık tutamamışlar ve bilenmişlerdi Nihat’a.   Bir ara Saim tuvalete gidince Nihat hemen gidip onun oltasının konumunu aşağı gelecek şekilde değiştirdi.

Saim geri döndüğünde balık oltaya geldi. Saim sevinçle

- Bak balık geldi. Gördün mü Nihat.

- Güzel, yavaşça çek idare etmen gerekiyor balığı yoksa bir buçuk metrede zıplayıp kaçar balık tamam mı?

Nihat’ın da yardımıyla iri balığı tutup kovaya koydular. Delikanlının yüzünden gurur okunuyor ve sabahtan beri bir tane dahi balık tutamamış arkadaşlarına bakıyordu.

Tekrar attı oltayı bekledi gelen giden yoktu.

- Sen bir tuvalete git yine dedi Nihat.

- Yok, gitmeyeceğim balık gelebilir bırakamam.

- !

- Sen nasıl tutabiliyorsun peki dedi Saim.

- Ben Temu’dan kurşun aldım dedi Nihat muzipçe

Saim ve orada bulunanlar hemen telefonlarından Temu’dan kurşun siparişi verdiler.

Günlük balık tutma istihkakını tamamlayan Nihat tuttuğu iki iri balığı da oracıkta temizledi ve Saim’e verdi. Akşama mangal ziyafeti vardı.

Okul bittikten sonra Adana’ya gidip orada uzun yıllar gazetecilik ve televizyonda görev yapan Kanada’ya iltica eden, yıllardır sağlık sorunlarıyla mücadele eden ve neşesini hiç kaybetmeyen Nihat telefon görüşmesinde anlatmıştı bunları Nehir’e.

- 84 yılıydı sanırım Gökçeada’ya tatil ısmarladım nişanlım Ferda, Fahri ve kız arkadaşı Sema dördümüz gittik. O ara pres atölyesinde koltuk ve sandalye iskeleti işi yapıyorduk yüklü bir sipariş aldık,

- Peki nasıl biliyor muydun o işi yapmayı?

- Yani ortağım biliyordu ben de öğrendim. Bilirsin severim o işleri.

- Neyse dokuz günlük bir tatil yapacaktık birlikte. İki çadır kurduk birinde Ferda ile ben diğerinde de Fahri ve Sema kalıyorlar. Sabaha karşı gün ağarmadan uyanıp, oltamı alıp balığa çıkıyorum. Ada sabahları öyle güzel ve sessiz ki, gün yeni ağarmaya başlamış çıt çıkmıyor çadırların oldukça uzağında bir yer keşfettim. Her sabah erkenden kalkıp oraya gidiyorum. Bir sürü balık tutuyorum kova balık dolu kıvıl kıvıl. Onları bir güzel ayıklayıp sabah kahvaltısı için hazırlıyorum. Daha sonra çadıra gelip Ferda’yı uyandırmamaya çalışarak yanına kıvrılıyorum. Uyanınca balıkları bir güzel pişiriyorum. Anlayacağın biz beş gün sabah kahvaltıda balık yedik.

- Peki Ontario’da hangi balıklar var?

- Salmon var Çipura, Sargoz var ama İstanbul’daki gibi küçük balıklar değil her biri en az dört beş kilo geliyorlar. Küçük olanları da geri atıyoruz. Öyle ki buradaki çipura oradakinin birkaç katı, alabalık da öyle.

Şaşırdı Nehir

-  Ne kadar büyük.

- Evet, neyse tatile dönelim ben beş gün balığa çıktım oh ne keyif verici altıncı gün bir baktım Ferda suratı bozuk bir şekilde uzaktan geliyor. Anlam veremedim önce ne oldu ki bu kıza. Tatildeyiz, tatsızlığa gerek var mı ki.

- Sonra?

- Neredesin sen? dedi gelir gelmez.

- Şaşırdım, nerede olabilirim ki balıktayım, balık tutuyorum dedim biliyorsun.

- Fakat beş gündür kahvaltıda yaptığın balıkları beğenmedi mi?

- Beğendi, hepsi yediler ve mangal yapılmış balıkları o da söyledi güzel bir şeyler şaşırdım ben.

- !

- Ne oldu dedim bir yandan da aklım oltaya takılacak olan balıkta.

- Her sabah yanımdan yok oluyorsun ben seninle üstelik tatilde birlikte uyanmak sana sarılarak uyumak istiyorum bir uyanıyorum ki çadır bomboş.

- İyi de Ferda beş gündür kahvaltıda ne yiyoruz, bunlar nereden geliyor?

Bir şey söylemedi Ferda.

- Seni ne çok sevdiğimi biliyorsun bu ne şimdi?

Yüzü daha da karıştı Ferda’nın, ciddi bir sesle.

- Ya balık ya ben Nihat kararını ver.

- Nehir o anda ne oldu biliyor musun?

Sessizce bekledi Nehir. ‘ama siz evlenecektiniz nişanlanmıştınız, görenler aranızdaki uyuma imreniyordu.’ diye içinden geçirdi.

- Sanki bir yıldırım başımdan girip gövdemi ikiye ayırdı. Beynimden vurulmuşa döndüm. Kafamın içinde Ferda’nın sesi bir kez daha yankılandı ‘Ya balık ya ben. ’Ben onu balıkla mı aldatıyordum. Balıkla insan aldatılır mı bu nedir bu nasıl bir şey beni mutlu eden bir şeyin engellenmesi anlaşılır bir şey değil yok yok.

Nihat sakince konuşmaya devam ediyordu.

- Bak biliyorsun ben balık tutmayı seviyorum.

Ferda bir kez daha

- Ya balık ya ben tercihini yap Nihat.

Hiçbir şey söylemedi. Nihat. Takımları topladı, kovadaki henüz canlı olan iki balığı denize attı. Hiç konuşmadan çadıra geldiler. Yan çadırdaki arkadaşları henüz uyanmamıştı.  Yatağa yattılar Ferda sarıldı Nihat’a ve restinden gururlu hemen uykuya daldı. Nihat olan bitenden şaşkın ve keyfi epeyce kaçmış şekilde içinde bulunduğu durumu tahlil etmeye çalışıyordu.

Kahvaltıda Fahri

- Bugün menüde balık yok mu?

Acıyla gülümsedi Nihat.

- Bu gün balık yok.

Ferda

- Beş gündür içimiz dışımıza çıkmıştı zaten balık yemekten, kahvaltıda da balık yenir mi canım.

Fahrettin Nihat’a,  Sema Fahrettin’e baktı. Sema İTÜ’de Fahrettin ile mimarlık fakültesinde aynı sınıfta bıcır bıcır bir kız öyle de akıllı ki çok seviyorlardı birbirlerini. Nihat’la aynı evi paylaşıyorlardı. Sema ailesiyle oturuyordu ama sık sık gelir bazen gece kalırdı.

Geniş tavanlı eski ama sağlam bir Rum apartmanı. Beş katlı geniş merdivenli camlı ve akordiyon demirli bir asansörle üst katlara çıkılan güzel bir apartman. Ev sahibesi Marika apartmandaki dairelerden birinde oturuyor diğer daireleri ise öğrencilere cüzi bir ücret karşılığında kiraya veriyordu.

Tatilin bitmesine iki gün kalmıştı. Nihat sabahları erken kalkmıyor, balığa çıkmak içinden gelmiyordu.

Yine de oradakilere

- Adayı gezelim dedi birçok güzel yer var.

Dört beş kilometre ötedeki yerleri gezdiler yemyeşildi ada meyve bahçelerinden armut toplayıp yediler. Bahçenin sahibi Rum asıllı adam

- Dilediğiniz kadar yiyin istediğiniz kadarını da yanınıza da alın dedi.

Tatil bitti. İstanbul’a dönüldü. Hepsi birden Beyoğlu’ndaki eve gittiler. Yol yorgunuydular Sema biraz onlarla oturduktan sonra evine gitti. Ferda o gece Nihatlarda kaldı.

Günler rutin şekilde ilerliyor, Nihat yine esprilerini yapıyor. Ferda’nın onlarda kalmadığı zaman sabah erkenden Galata köprüsünde balık tutmaya gidiyor İşe veya okula gidene dek balıklarla uğraşıyor bazen kahvaltıda balık yapıyor Sema Fahrettin ve Nihat afiyetle yiyip tüm vitaminleri almış şekilde vizelere, finallere gidiyorlar, Nihat çocukları bu kadar ekonomik şekilde doyurduğu için kendinden hoşnut günler birbirini kovalıyordu.

Ferda yaklaşan evliliğinin heyecanını yaşıyor okulda tüm derslere giriyor, Nihat ise işten arta kalan zamanlarda okula geliyor önemli derslere giriyor YÖK henüz yeni geldiği ve tam oturmadığı için okula gelemediğinde arkadaşları onun yerine imza atarak yoklamada eksikliğini hissettirmiyorlardı.

Ankara’da işkenceden yeni çıkan Nihat, Nehir dahil arkadaşlarına hiçbir şey anlatmamıştı fakat durumu İngilizce hocaları Aytül Hanım’ın gözünden kaçmamış onu ilk gördüğünde

- Sana işkence mi yapıldı. Sanki ağrı çekiyor gibisin. Bak ben bu konuları anlarım benim kocam doktor. Bu kartı al muayenehanesinin adresi var burada sen ona git ve tedavi ol olur mu? Herhangi bir ücret ödemene de gerek yok.

- Nasıl sen o zaman hasta mıydın nasıl anlamadık biz bunu.

- Ağrı çekiyordum ve belli etmemeye çalışıyordum demek ki başarılı olmuşum. Neyse bu taraf önemli değil.

- Nihat hastalanmanda payı var mıydı sence

- Ya karaciğerime çok vuruldu da önemli değil de siroz oldum bilmiyorum onun etkisi olmuş mudur fakat hiç pişman değilim şimdi olsa yine aynısını yaparım. Adana’da yazdığım bir haber nedeniyle tehdit almaya başlamıştım en son öldüreceklerini söylediler ben de apar topar pasaportumu hazırlayıp Kanada’ya iltica ettim karım ve kızım Adana’da kaldı daha sonra onları da aldırttım. Hadi benim çalışmam lazım vatandaş daha birçok tadilat yapacağım. Daha sonra devam ederiz.

Nehir onu teselli etmeye çalışıyordu. o sıra ilaçlara ara verdiği için hastalığı ilerlemişti.

- Yok yok üzülecek bir şey yok bak burada ne var bir bak hele.

Torpido gözünün üst kısmına koyduğu dans eden kız biblosunu gösterdi kameradan.

- İyi de bu çok harika ya.

- Arkadaşlarım hediye etti canım sıkılınca arabaya geçip bu kıza bakıyorum yaşama sevinci doluyor içime. Neyse o sıra biliyorsun biraz sert bir tutumu vardı İngilizce hocamızın ve herkes ona tavır almıştı.

- Aa hatırlıyorum hatta ben bir telaffuzu iyi yapmadım diye üç dört kez tekrarlatmış, tuhaf şekilde böyle olmaz ‘police’ kelimesi idi hala aklımda. Sanırım Amerikan aksanı idi sınıfın içinde bayağı kötü hissetmiş biraz kızmıştım ona.

- Neyse sen yeni evlenmiştin o ara ve okula pek sık gelmiyordun, çalışıyordun da galiba part time..

- Evet kitap pazarlaması yapıyordum İlkay da almıştı benden tüm Türk ve yabancı klasikler serisini. Canım benim hatta teslimata gelen çocuk beni kantinde görmüş gitmiş pazarlama bürosuna Nehir kantinde sohbet ediyor demişler, ben de şaşırmıştım ne çabuk haber ulaştı diye.

- İşte hocamızı şikayet etmek için hepsi toplanıp idareye çıkıyorlardı ne olduğunu anlamadan ben de onlarla çıktım. Yalnız bırakmak olmazdı.

- Ne, o faşist basın yayın hocası İ.... mı şikayet edildi hocamız?

- Yok İsmet Giritli idi o zaman dekan.

- Hatırladım hatta kızı beni hayatımda ilk ve son olan kopyamda yakalamıştı. Bordo hırkamın cebine koyduğum, galiba beni gözlemlemiş en sonunda hışımla yanıma gelip cebimden küçük kağıtlara yazdığım kopyaları tek tek cebimden çıkarmış yazılı kağıda kocaman bir sıfır yazıp çık dışarı deyince ben de iki yüz kişilik sınıftan suratım kıpkırmızı çıkmıştım.

- Boş ver. İşte dekana gidince bir baktım bizim İngilizce hocası da orada bizim grup toplanmış Aytül Hanım’ın çok sert ve hakaretvari davrandığını anlatıyorlar. ben orada hiçbir şey söylemeden durdum Nehir. İngilizce hocamız grubun hepsine şöyle bir baktıktan sonra bana ‘sen de mi geldin?’ dedi.  Hiçbir şey diyemedim olayı zaten deşifre edemem eşinin de kendisinin de başı derde girer.

Biraz sessiz kaldıktan sonra devam etti.

- Kadını gönderdiler okuldan. Zaten o ara o kadroya başka birini almak istiyorlardı sanırım bu olay da vesile oldu.

- Bu nasıl olur bu böyle olamaz onu bulup söylemeliydin senin bu olayda payının olmadığını.

- Yok Nehir hiçbir şey söylemedim, söyleyemeden yıllar geçti.

- Sonra ne oldu Ferda ile iyi anlaşırdınız siz.

- Tüm ailesiyle tanışmıştım Ferda’nın Mardinli Süryani asıllı bir aile varlıklı da. Varlıklı olması benim için önemli değil, biliyorsun abisi de avukat hatta Baro Han’a bir arkadaşını asistan olarak onun ağabeyinin avukatlık bürosuna önermişsin Ferda söylemişti bana.

- Ha İsviçre’deki kız arkadaşım evet bayağı uğramıştık oraya. Sigaralarını içerdik oradaki bir diğer avukatın misafir sigaralarını da artık patlamış dayanamayıp kim içiyor bu sigaraları demiş avukatlardan biri olan Ferruh Bey, Saime söyleyince bir daha içmemiştik oysa tek tük içerdik. Neyse.

- Ben de bir ara Elbistan’a annemleri ziyarete gittim. Ferda heyecanla bekliyordu Maraş’tan dönmemi. Döndüğümde sıkıca sarıldı bana. Hafifçe kendimden uzaklaştırdıktan sonra… Evde oturuyorduk Fahri henüz okuldan gelmemişti, Sema da yoktu.

- Ferda

- Efendim canım.

- Sana bir şey söyleyeceğim.

- Söyle canım.

- Hani sen bana Gökçeada’da bir tercih yap demiştin ya.

Kız dikkatle dinliyordu delikanlıyı.

- Ha evet demiştim hatta sen bir şey söylememiştin.

- Evet.

- Hani sen bana ‘balık mı ben mi?’ diye sormuştun ya.

- Evet canım.

- Hani geçen gün demiştin ya, ya balık ya ben diye,

Kız heyecanla beklemeye başladı.

- Evet.

- Ya balık ya ben tercihini yap diye

Kızın rengi attı, yüzü önce kırmıza sonra sarıya sonra maviye döndü.

- Ne, nasıl, nasıl yani.

- Tabii ki ben balığı tercih ediyorum.

Altı ay uğraşmış kız özür üstüne özür dilemiş, ‘beni affet ben bilemedim hata yaptım seni seviyorum affet beni’ demiş. Nuh demiş peygamber dememiş Nihat. Yok, ben balığı tercih ediyorum demiş Nihat.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

Deneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren Sitelerkonya escortgrandpashabetDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabet güncel girişbetwoononline casino australiagrandpashabetkonya escortdeneme bonusudeneme bonusuextrabetmarsbahisjojobetjojobet girişjojobetgrandpashabetKulisbetromabetdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren siteler 2026mislibetcasibomholiganbetMarsbahisbetplaycratosroyalbetrealbahismegabahisbetasusjojobet giriştaraftarium24casibom girişjojobetjojobet girişRealbahismeritbetmeritkingjojobetjojobet girişcasibommatbet girişpusulabetmarsbahis girişdeneme bonusu veren yeni sitelerdinamobet girişimajbetbetwilddinamobetyakabetimajbetganobetjojobet girişBetebetjojobetbetvolecasinoperholiganbetholiganbet girişjojobetmeritbetsilvercrestgolf.comgrandpashabetgrandpashabetmeritkingholiganbetbetcioholiganbetGalabet girişGalabetBetofficebetofficebetnisbetsmovehizlicasinomarsbahisartemisbetgrandpashabetcratosroyalbetbetasusjojobet grandpashabet güncel girişcasibomiptv satın alpashagaminggrandpashabetmegavipslot girişcratosroyalbetbetwoonRomabetesenyurt sınırsız escortcratosroyalbetmarsbahispashagaming1xbet1xbetcasibomcasibom girişholiganbetcasino sitelerideneme bonusujojobetbahiscasino girişbetexper girişgrandpashabet girişcratosroyalbetcratosroyalbetbetwoonspincobahsegel girişsahabetonwinbahiscasinopusulabet girişbetgitjojobet girişmarsbahiscasibomcasibom girişdeneme bonusuhiltonbet girişvaycasino girişmarsbahis girişjojobet girişdeneme bonusu veren siteler 2026jojobetcasibomcasibom giriş
Verified by MonsterInsights